Adres
Çınarlı Mh. 1587 Sk. No:2 D:1401
Ater Tower
Konak/İZMİR
Küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, son gelişmelerle birlikte fiilen kapanmış durumda. İran Devrim Muhafızları’nın boğazdan geçişlere izin verilmeyeceğini açıklaması ve gemilere yönelik saldırı iddiaları, dünya petrol akışının yaklaşık yüzde 20’sini etkileyebilecek bir risk oluşturuyor. İran yönetiminin bu adımı yalnızca enerji piyasalarında değil, aynı zamanda küresel lojistik ağlarında da önemli bir kırılma yaratma potansiyeline sahip.
Bu gelişmeler yalnızca deniz taşımacılığını değil, kara koridorlarını da doğrudan etkilemeye başladı. Özellikle Türkiye üzerinden Orta Asya’ya uzanan ve son yıllarda stratejik önem kazanan Orta Koridor (Middle Corridor) üzerinde ciddi bir baskı oluşuyor. İran üzerinden geçen karayolu transitlerinin güvenlik ve operasyonel riskler nedeniyle durma noktasına gelmesi, birçok taşımacılık operasyonunun alternatif güzergâhlara yönlendirilmesine neden oldu. Bu durum Avrupa–Türkiye–Kafkasya–Orta Asya hattını kapsayan Orta Koridor’un önemini artırırken, aynı zamanda mevcut kapasite üzerindeki baskıyı da büyütüyor.
İran hattının devre dışı kalması, özellikle Türkiye’den Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya yapılan taşımalar üzerinde yoğunlaşan bir trafik oluşturdu. Normal şartlarda İran üzerinden daha kısa sürede gerçekleştirilebilen transitler, artık Azerbaycan ve Hazar geçişine yöneliyor. Bu kayma, Azerbaycan üzerinden yapılan Ro-Ro ve feribot geçişlerinde ciddi yoğunluk yaratmış durumda. Sektörden gelen bilgilere göre özellikle Hazar geçişleri için Ro-Ro sıraları 3–4 haftaya kadar uzamış durumda. Bu durum yalnızca transit sürelerini uzatmakla kalmıyor, aynı zamanda taşıma maliyetlerinde de önemli artışlara yol açıyor.

Lojistik sektörü açısından bu gelişmeler üç temel risk başlığı yaratıyor. Birincisi, transit sürelerinde ciddi belirsizlik oluşmasıdır. Alternatif koridorların kapasitesi sınırlı olduğu için bekleme süreleri hızla uzayabiliyor. İkincisi, navlun ve operasyon maliyetlerinin artmasıdır. Uzayan rotalar, bekleme süreleri ve ekipman döngüsündeki yavaşlama taşımacılık maliyetlerini yukarı çekiyor. Üçüncü risk ise tedarik zinciri planlamasında öngörülebilirliğin azalmasıdır. Bu durum, özellikle zaman hassasiyeti yüksek sektörlerde üretim planlarını doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle ithalat ve ihracat yapan şirketlerin mevcut jeopolitik ortamda lojistik planlamalarını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Özellikle Orta Asya, Kafkasya ve Körfez bağlantılı ticarette faaliyet gösteren firmaların transit sürelerindeki uzamaları, alternatif rota maliyetlerini ve liman veya feribot kapasite kısıtlarını hesaba katması büyük önem taşıyor. Stok planlamasının güçlendirilmesi, taşıma süreleri için daha esnek teslimat takvimleri oluşturulması ve mümkün olan durumlarda alternatif koridorların değerlendirilmesi bu dönemde kritik bir risk yönetimi yaklaşımı olacaktır.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz yalnızca bir enerji veya deniz taşımacılığı sorunu değil, aynı zamanda Avrasya lojistik koridorlarını yeniden şekillendiren bir gelişme hâline gelmiştir. İran hattının devre dışı kalması, Türkiye ve Kafkasya üzerinden geçen Orta Koridor’a olan talebi hızla artırırken mevcut altyapının kapasite sınırlarını da ortaya çıkarmaktadır. Küresel ticarette belirsizliklerin arttığı bu dönemde lojistikte görünürlük, alternatif planlama ve hızlı adaptasyon kabiliyeti her zamankinden daha kritik hâle gelmiştir.
