Adres
Çınarlı Mh. 1587 Sk. No:2 D:1401
Ater Tower
Konak/İZMİR
Türkiye ile İran arasındaki karayolu taşımacılığında rekabet dengesi, Türk nakliyecileri aleyhine değişiyor. TİM verilerine göre 2026 yılının Ocak-Mayıs döneminde Türkiye’nin İran’a ihracatı 813 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti ve bu ihracatın yüzde 90’dan fazlası karayolu ile taşındı. Ancak ihracatı Türkiye yapmasına rağmen, taşıma gelirlerinden en büyük payı giderek İran plakalı araçlar almaya başladı.
Aynı dönemde İran’a yapılan karayolu ihracat taşımalarında toplam sefer sayısı 32.114 olurken, İran plakalı araçların sefer sayısı 22.775 olarak kaydedildi. Bu tablo, İran plakalı araçların toplam taşımalardaki payının yaklaşık yüzde 71’e ulaştığını gösteriyor. Türk plakalı araçların sefer sayısı yıllık bazda yüzde 17 azalırken, İran plakalı araçların sefer sayısı yüzde 13 arttı. Yani sorun yalnızca ticaret hacmi değil, bu ticareti kimin taşıdığı meselesi hâline geldi.
UND’nin gündeme getirdiği temel sorun, İranlı taşımacıların yalnızca fiyat avantajıyla değil, İran tarafında sağlanan operasyonel ayrıcalıklarla da öne çıkması. Sektör temsilcilerine göre İran plakalı araçların sınır geçişlerinde daha avantajlı konuma getirilmesi, Türk plakalı araçların daha uzun bekleme süreleriyle karşılaşması ve geçiş süreçlerinde eşit olmayan uygulamalara maruz kalması, Türk nakliyecilerinin pazar kaybetmesine neden oluyor. Bu nedenle Türkiye’den çıkan ihracat yükü giderek daha fazla İran plakalı araçlarla taşınıyor.

Bu durum, navlun gelirleri açısından da ciddi bir kayıp anlamına geliyor. Ortalama navlun bedelinin yaklaşık 4.500 dolar seviyesinde hesaplandığı hatta, İran plakalı araçların artan payı Türkiye açısından önemli bir hizmet ithalatı oluşturuyor. Başka bir ifadeyle Türkiye ürünü ihraç ediyor; ancak taşıma gelirinin önemli bir bölümü yabancı plakalı araçlara gidiyor. Bu da ihracattan elde edilen katma değerin bir kısmının Türkiye ekonomisi dışında kalmasına yol açıyor.
TİM’in ihracat verileri ve UND’nin sektör değerlendirmeleri birlikte değerlendirildiğinde tablo daha net ortaya çıkıyor. İran pazarı Türkiye için önemli bir ihracat kapısı olmayı sürdürüyor; ancak lojistik gelirlerinin korunması için taşımacılıkta eşit rekabet şartlarının sağlanması gerekiyor. Türk nakliyecilerinin talebi; İran plakalı araçlara tanınan avantajların kaldırılması, sınır kapılarındaki bekleme sürelerinin azaltılması ve geçiş süreçlerinde karşılıklılık ilkesinin uygulanması yönünde yoğunlaşıyor.
Bu nedenle Türkiye-İran hattındaki sorun yalnızca bir nakliye meselesi değil, doğrudan ihracatın katma değerini ilgilendiren stratejik bir konu olarak görülmeli. Sınır geçişlerinde adil uygulamaların sağlanması, dijital süreçlerin hızlandırılması ve Türk plakalı araçların bekleme ile maliyet dezavantajlarının giderilmesi hâlinde hem Türk lojistik sektörü yeniden güç kazanabilir hem de ihracattan doğan navlun gelirlerinin daha büyük bölümü Türkiye’de kalabilir.
